Reklam VerinKünyeİletişimGiriş Sayfam Yap
Ana Sayfaya Git
Yazı Karakteri Boyutu:
   
MUTLU TÖNBEKİCİ İZMİR KONAK ORDUEVİ'NDE NEDEN ZOR ANLAR YAŞADI?
23 Temmuz 2008 Çarşamba 14:01
Vatan yazarı İzmir Konak Orduevi'ne bir arkadaşının düğünü için gitti. Ancak içeri girerken ciddi mücadele etmek zorunda kaldı.

Ha haaayttt! Düğüne alınmadık! 


En yakın arkadaşlarının düğünü için 17 saat şehirlerarası yolculuk yapıp, hediyeler alıp, kıyafetler düzüp, saçlar, makyajlar, manikürler yaptırıp düğüne alınmayan dünya üzerinde acaba kaç kişi vardır?

Evet bu DA geldi başımıza! Şahitlik yapmak üzere geldiğimiz, 15 yıllık can ciğer arkadaşlarımızın düğününe katılamadık.

Şanlı ordumuz bizi fena halde püskürttü. Zira düğün İzmir Konak Orduevi’nde idi ve biz, çok utanıyorum ama, pek sevgili ordumuzun “tek tip insan modeline” meğer uygun insanlar değilmişiz! Çok ama çok kötü insanlarmışız.

Manita Bey, enseyi iki parmak örten saçları nedeniyle, bir başka arkadaşımız top sakalı nedeniyle ve kayınvalidem de fotoğraf makinesi nedeniyle içeri alınmadı.

Nerelerden geldiğimiz falan tabii ki hiç önemli değildi, yönerge yönerge idi... TSK saç, sakal ve fotoğraf makinesi sevmiyor, nokta!

Her kapıda bir kişiyi kaybettik. İlk yere düşen Manita Bey oldu. Arabadan bile indirmediler. Bir ara komutanla öyle hararetli tartışmaya başladı ki yeniden askere alacaklar diye endişe etmeye başladım.

Sonra karanlıkta kalan top sakal arkadaş yakalandı. O munisti. Ses etmedi. Kaderine hemen razı oldu. En son kapıda ise kayınvalidem yakayı ele verdi. On yıllık en amatöründen Kodak makinesi ile çok fena yakalandı. Yeni başlayan fotoğrafçılık kariyerine halel gelmesin diye “makineyi bırakın öyle girin” tekliflerini şiddetle reddetti.

Beş kişilik timimiz 20 metrede iki kişiye inivermişti. Standartlara uygun olan sadece ben ve kayınpederim kaldık geriye. Tırnak kontrolünden sanırım ben de geçemezdim ama karanlıkta fark etmediler.

Çok kan kaybetmiştik ama biz geri kalan sağlar, binaya girmeyi başardık. İçerideki korkunç ses düzeyinden dolayı bir ara kayınpederim de düşer gibi oldu ama Allah’tan çabuk toparlandı. Standartlara uygun bir şekilde göbek atan, “Stangers in the Night” eşliğinde standartlara uygun “silov dens” yapan ve yine standartlara uygun bir şekilde koşturan çocukları yara yara mutlu çiftimize ulaştık.

Göz yaşları içinde altınımızı taktık, tek yastıkta kocayın dileklerimizi ilettik. Bir ara Damat bey, camların arkasından Manita Bey’e el bile salladı. Güvenlik kapısının oradan el kol hareketleriyle mutluluklar dileyen asabi sevgilim yenilmiş de olsa bir kahraman gibiydi.

Evet çok fena püskürtülmüştük. Şanlı ordumuz gerçekten çok güçlü. Bir adet menfur top sakala, bir adet enseyi iki parmak örten kalleş saça ve bir adet alçak küpeye karşı verdiği mücadele göz yaşartıcıydı. Hain bir fotoğraf makinesini de unutmayalım tabii. 60 yaşındaki kayınvalidemin evet bir casus olmadığı tabii ne malum değil mi ama..


***

Şimdi gel de bu ülkeyi sevme... Bir Finlinin böyle bir anısı olabilir mi? Veya uyuz bir İzlandalının? Ve hatta bir Avustralyalının?

Kim ama kim 15 yıllık arkadaşının düğününe ensesini iki parmak örten saçı yüzünden katılamaz? Veya bir top sakalı yüzünden?

Tabii ki karşı çıkmıyoruz. Aksine çok mutluyuz. Ordumuz, her şeye olduğu gibi halkını tıraş etme hakkına da sahiptir.

Eh o zaman hep beraber tekrar edelim: Hayırlı traşlar..

Mutlu TÖNBEKİCİ / VATAN

Yukarı Git
Yorum Ekle
Arkadaşına Gönder
Çıktı Al

Y