Uzun süredir beklenen iddianame nihayet açıklandı.
İddianame bazı kesimleri kesmemiş olacak ki daha şimdiden birileri "Dağ fare doğurdu" demeye başladı.
İddianameyi küçümsemek için farklı yüzlerce deyim bulunabilecekken içinde "dağ" ve "doğurmak" kelimelerinin geçtiği bir deyimi kullanmak acaba rastlantıyla açıklanabilir mi?
Baksanıza...
Savcı, kurulan bu terör örgütünün kendisine "Ergenekon" ve "Agarta" dediğini açıkladı.
Ha Agarta ha Ergenekon, aynı şeydir ikisi de...
Bilirsiniz, düşman tarafından saldırıya uğrayan Türk boyları büyük bozguna uğrar.
Kala kala geriye İl Kagan ile Tokuz Oguz kalır. Ve bunlar da o büyük bozgunun bakiyesiyle birlikte gider, dar bir geçitten geçerek ulaşılmaz bir dünyaya sığınır.
Yıllar geçer, İl Kagan ve Tokuz Oguz'un çocukları, çoçuklarının çocukları doğar ve koca bir topluluk oluşur.
Çocukların bir bölümüne Tokuzlar, bir bölümüne de Türülken denilir.
Ülkeye de Ergenekon adı verilir.
Ne var ki çevresi demir dağlarla çevrili bu kutsal ülke artık onları kaldıramayacak kadar dardır.
Sonunda Kurultay toplanır ve ülkeyi çevreleyen demir dağların eritilmesi ve dağlar eritildikten sonra da yeniden ata topraklarına dönülmesi kararı alınır.
Dağın altı, üstü, sağı, solu odun ve kömürle doldurulur. Yetmiş deriden yetmiş büyük körük yapılır ve yetmiş ayrı noktaya konulur. Odunlar ateşe verilir.
Tengri'nin de yardımıyla yüklü bir devenin geçeceği kadar demir erir ve yol açılır.
Tam o esnada gök yeleli bir asena (Börteçine) çıkar ve Türkler, o Bozkurt'u takip ederek Ergenekon'dan çıkar.
Sonrası malum işte...
Ortaasya'dan Anadolu'ya ve buradan da Viyana kapılarına kadar uzandı bu ırkın çocukları...
Şimdi de...
Türkiye'deler işte ve dünyanın dört bir tarafında...
Ergenekon'u çevreleyen demir dağ eritilmese Türk diye bir ırk olur muydu sizce?
Türeyiş destanına bakılırsa olmazdı...
Türk'ü dağ doğurdu, dense bu çok absürd mü olur?
O nedenle iddianameyi küçümseyenlerin "dağ fare doğurdu" gibi bir deyim kullanmaları, "türeyiş" bilinçaltısıyla düşündüklerinin açık bir kanıtı gibi geldi bana...
Kendilerini Ergenekon olarak adlandıranları düşünüyorum da...
Acaba 2007 Haziran'ında Ümraniye'de ele geçirilen elbombalarıyla birlikte başlayan bu süreci nasıl değerlendiriyorlar?
Bundan bin yıllar önce düşman boylar tarafından bozguna uğratılan ve sonunda Ergenekon'a sığınan Türk boylarına mı benzetiyorlar kendilerini?
Onların kaderleri ile kendi yazgıları arasında bir benzeşme kuruyorlar mıdır, ne dersiniz?
Öyleyse eğer...
Mesela içeri tıkıldıkları Kandıra F Tipi Cezaevi'ni, daha güçlü dönüşler için hicret edilmiş bir Ergenekon diyarı olarak mı görüyorlar?
Neden olmasın ki...
600 yıl önce (Savcı bu örgütün 600 yıl önce kurulduğunu açıkladı) Osmanlı Dönemi'nde kurulan ve günümüz dünyasında bile hâlâ hiç değişmeden devam edecek kadar kendi köklerine sıkı sıkıya bağlı bir örgütse bu...
Ve adlarını Türeyiş Destanı'ndan almışlarsa...
İkinci bir mucizeye inanmamaları için hiçbir neden yok ortada...
Fakat şu var ki...
Veli Küçük, Şener Eruygur, Hurşit Tolon gibi isimlerin tutulduğu Özel Güvenlikli Kandıra F Tipi Cezaevi, kayalık üzerine inşa edildiği için tünel kazmak ve oradan çıkmak neredeyse mümkün değil...
Hani onlar da, tıpkı Ergenekon'un çevresini kuşatan demirden dağı eritip oradan çıkan ataları gibi yaparlarsa bilmem.
Yalnız çok zor görünüyor.
İşin şakası bir yana da...
Dağların delindiği o mitolojik dönem geride kaldı. Artık üzerinize kapanan demir parmaklıkları sadece hukuk açabilir.
Sadece hukuk...
Çünkü adaletin ördüğü demir parmaklıkları eritecek bir ateş bulunmadı hâlâ...
Dağ fare mi doğurdu başka bir şey mi, göreceğiz artık?