![]() |
|
Bela Kiss, Peter Kurten, William Heirens, John Wayne Gacy, Ted Bunny, Gary Ridgway, Herold Shipman, Moses Sithole, İvan Milat gibi isimler size pek bir şey anımsatmıyorsa, gözünüz aydın, “Caniliğin dayanılmaz cazibesi” henüz sizi kollarına sarmamış durumda. Gerçi Testere serisinin ya da Fincher imzalı Zodiac’ın bir dvd kopyası ya da en azından CNBC’de peşisıra yayınlanan cinayet çözme oyunlarıyla meşhur dizilerden biri mutlaka gözünüze takılmıştır. Tv kanallarında ve gazete sayfalarında ve kitapçı raflarında size göz kırpan film, haber ya da kitapları hiç saymıyoruz bile.
Evet, seri katillerin iç karartan lakin merak uyandıran maceralarını iştahları kapanmadan takip eden ciddi bir kitlenin olduğu günümüzde, birilerinin, ÖSS sınavı sonrası tercihler yaklaşmışken “geleceğin gözde mesleklerinden” biri olarak seri katillik mesleğini öne sürmesi için bol miktarda malzeme elimizde mevcut. Hoş böyle bir meslek gurubu olsaydı puanı en yüksek bölümlerden biri olması gerekirdi. Seri katillik durumu genelde zekası düzeyi yüksek kişilerin arasında zuhur ettiği için ÖSS’de dereceye girmiş hiçbir öğrencinin de velisi bu mesleği çocuğuna kabul etmeyeceğine göre seri katiller diplomasız bir şekilde mesleklerini icra etmeye devam ederlerdi zannımca.
Japonya’da uzun süre bestseller olan “Kendi Kendine İntihar” kitabından sonra “Yeni Başlayanlar İçin Seri Katil Olma Rehberi” adlı bir kitap da iş yapardı diye düşünüyorum ama henüz bir örneğine rastlamadım. Muhtemelen bu günden sonrada yazılmayacak. “Allah rızası için yakalayın beni, kendime hakim olamıyorum.” diye polislere not bırakan William Heirens, “Kana susamışlığımı doyurmak için öldürüyorum.” diyen Hermann Webster Mudgett, “Kasaba giden bir kuzu gibi geldi bizimle, bizde onu boğazladık.” diyen Lan Brady, Myra Hindley, “O kadar çok kişi öldürdüm ki, ayırt etmekte güçlük çekiyorum.” diyen Gary Ridgway gibi yüzlerce seri katil, şimdi haklarında yazılmış binlerce kitap, çekilmiş binlerle film ile yeryüzünün ölümsüz simaları olarak “Şu baki kalan kubbe de bir hoş seda” oldular bile.
İnsanlığa yaptıkları hizmetlerle “insanlık ailesinin yüz ağartıcı aile tablosu”na girmeye hak kazanmış Edison’un internette dolaşan 3-4 veciz sözünden başka onun adına yapılmış güzel bir film seyretmiş, hakkında tafsilatlıca yazılmış okkalı bir kitap okumuş kaç kişi var aramızda. Oldukça az kişi olduğunu biliyorum. 20-30 kişiyi öldürüp karanlık çukurlara doldurmanın cazibesi dünyayı aydınlatmanın ötesine geçtiğine göre varın gerisini siz hesap edin. Hele hele bu güzide katillerimizin yargılanmaları tam bir festivale dönüşürken, idamlarını bekledikleri günlerde aldıkları mektuplarla (çoğunlukla bayan hayranların evlenme teklifleri vardır yazılan satırlarda) posta teşkilatlarını hayli zengin etmektedirler. “Bebek yüzlü katil” namıyla dünya çapında hayran kitlesine sahip olan Ted Bundy’un hapishanede aldığı mektubun sayısına ulaşabilmiş yıldız oyuncu ya da müzisyen sayısı hala oldukça çok azdır.
Yeryüzünün “küresel ısınma” kadar büyük bir sorun olarak “seri katil sevme” iştahı varken, bildiğimiz bilmediğimiz binlerce seri katil ortalıkta arzı endam edecek ve hayranlarına arzuladıkları “hayatın kanlı tarihini” yazacaklardır. Medyanın kıyamet alametlerinden biri olan magazin düşkünlüğünü yakın bir gelecekte seri katillerle değiştirmesi çok uzak bir ihtimal değildir. Habere, magazine, sanata gözü doymayan okura da midesi kalkıncaya kadar, kanlı canhıraş sahnelerle uykuya dalmak nasip olacaktır.
Bu halimizi ta 1896’larda gören öldürme makinesi H. H. Holmes, bir Mayıs sabahı haşlanmış yumurta ve tosttan oluşan son kahvaltısını yaptıktan sonra, gülümseyerek, urganı boğazına geçiren infaz memuruyla bize selam gönderiyordu:
“Hiç acelesi yok adamım. Keyfine bak sen!”

