Çoğumuz “Hz Muhammed (s.a.v) bir günlüğüne evinize gelse, ne yapardınız?” başlıklı yazıyla bir yerlerde mutlaka göz göze gelmişizdir. Hatta bu yazıdan ilhamla Haşmet abimizin çok nefis bir yazısı vardır ki, hala tadı damağımızdadır. “Gelen "sevgili"yse eğer, kim gitmesini ister?” diyerek son noktayı koyduğu bu yazı çoğu Haşmetseverlerin ajandalarında, dolaplarında, duvarlarında ‘Karınca Duası’ misali hala asılıdır.
İslam peygamberine duyulan sevgiden tezahürle ortaya çıkan bu soru; O’nun evimize geldiğinde nasıl bir tavır takınmamız gerektiğinden çok, ümmeti olduğumuz Hz Muhammed’i neden gönlümüzde misafir edemiyoruz sorusunu işaret düşüyordu. “O’nu madem ki bu kadar çok seviyorduk, yaşantımızda neden O’nun hayatından örnekler yerleştiremiyorduk?” şeklindeki bir serzeniş olan bu soruyu alıp medyamızın öznesi olduğu bir soru haline getirdiğimizde bakın ne haller oluyor?
‘Hz. Muhammed bir günlüğüne köşe yazarı olsaydı’, olmasına da bu sorunun o kadar çok bilinmeyenli başka sorulara gebeliği var ki, işin içinden çıkabilene aşk olsun. Örneğin “Hz. Muhammed bir günlüğüne köşe yazarı olsaydı, hangi gazetede yazardı?” Tabi ki herkesin aklına ‘Zaman, Yeni Şafak, Vakit, Türkiye, Mesaj’ gibi gazetelerin öncelikli hak sahibi olduğu tarzında bir düşünce gelebilir. Buna mukabil Peygamberin “elçilik” davetinin kendisini pek tanımayan gazetelerde ifa etmesi gerektiğinden köşe yazısını “Hürriyet, Sabah, Vatan, Milliyet, Akşam” gibi gazetelerde yazmasının daha doğru olacağını da savunanlar olabilir. Bu arada da artık sır olmaktan çıkan “Star, Bugün” gibi hükümet dostu gazetelerin daha öncelikli olduğunu da savunanlar olacaktır. Zira onlara göre Peygamberin aynı zamanda bir kamu görevlisi gibi algılanması gerekecektir. Velhasıl herkes için Peygamberin köşe yazısının nerde ve niçin yayınlanması gerektiğine dair bir fikri olacaktır. Gelin çok dallandırmadan bir başka soruya geçelim.
Bir başka soru ise “Hz. Muhammed bir günlüğüne köşe yazarı olsaydı, ne yazardı?”. Günlerdir yatıp kalktığımız şu Ergenekon’a dair bir çift sözü olur muydu acaba Peygamberin. Yada şu bitip tükenmeyen terör şehitlerimizi, masum halka yapılan saldırıları, ekonominin çat pat gündemle bombalanmasını mı yazardı acaba. Sonra da “Böyle yapmayın kardeşlerim” diye tatlı tatlı kulağımızı mı çekerdi. Hadi ata binme, okçuluk, güreş gibi sporları teşvik eden Peygamberin günümüzde futbola da ilgisiz kalamayacağını düşünelim; köşesinin altında “Şimdi şükretmemiz lazım” diyen Arda’yı taltif edip, takımlara da transfer yaparken paralarını israf etmemelerini mi önerirdi, bilemeyiz. Ama tüm konularda olduğu gibi, Hz Muhammed ne yazsa ne söylese mutlaka hepimiz için güzel ve teyakkuz halinde okunması gereken satırlar olurdu.
Tabi ki bu soruların ucu açık, cevapların da. “Peygamberin yazısını katiplerine elde mi yoksa bilgisayarda mı yazdıracağı, ücret alıp almayacağını, polemiklere cevap verip vermeyeceği, köşesine resim koyup koymayacağına” dair yüzlerce soru hemen aklımızdan gelip geçti bile. Hemen söyleyelim bu konuları tartışmaya falan açıp, ağzından salyalar akarak bütün güzel dini hasletlerimizi sulandıran “din uzmanlarımızla” A Takımı’nda yada Siyaset Meydanı’nda tartışmak gibi bir amacımız yok. Sadece, Peygamberin köşe yazısı yazmasından ziyade, oluşacak sorulara vereceğimiz cevaplarla medyamızın, toplumumuzun ve kendimizin halet-i ruhiyesine dair birkaç tespitte bulanabileceğimizi düşündük.
Yazımızın temelini oluşturan bu soruya alnını gere gere cevaplar verebilecek bir babayiğit varsa, lütfen hemen versin. Zira benim duyu organlarım henüz bu kadar hazırcevap olamadı. “Ne hazırcevaplığı kardeşim, çivisi çıkmış bu dünyada Peygamber için bizden daha iyi ümmet mi olur?” diyenlerinizde çıkacaksa ne diyeyim, öyle diyorsanız öyledir. Lakin ben hiç tereddütsüz Peygambere köşe yazısı yazdırabilecek kadar emin olduğumuz, güvendiğimiz, sevdiğimiz bir medyanın özlemini çekiyorum.
‘Gün gelir o da olur’ mu dersiniz?
Neden olmasın…
adem@gencgelisim.com