Anayasa Mahkemesi’nin, kapatma davası hakkında verdiği karar dolaylı da olsa, İslamcı/muhafazakar tabandan önemli bir çoğunluğun AK Parti'ye oy verme gerekçesini ortadan kaldırmış oldu.
Çünkü “laiklik karşıtı eylemlerin odağı olma” iddiası, Anayasa Mahkemesi tarafından "tescillendi".
Bu nedenle de AK Parti için başörtüsü, katsayı sorununu çözmek artık ihtimal dışına çıktı.
Bu sorunlara el atsa, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı devreye girer, yeni bir dava açar.
Bir önceki yazıda özetle böyle demiştik ya…
Oluşan bu durum kim alternatif olabilir sorusunu gündeme getirmişti…
Bir okurumuz da haklı olarak, “Abdullatif Şener bir şeyler yapabilir mi?” gibi bir soru sordu.
Nedenlerini sıralamadan önce sonucu hemen açıklamakta fayda vardır: Abdullatif Şener'in hiçbir şansı yok gibi…
Nedenine gelince de…
Türk halkı çobanın, mühendisin, işçinin, patronunun, çocuğun peşinden gider, gitmiştir de…
Ama “küskün gelinin” peşinden gitmemiştir.
Küskün gelin kimdir?
Durup evde, yanlış gittiğini düşündüğü şeylere karşı mücadele etmek yerine, bırakıp giden ve mücadeleyi kendi mecrasının dışına (Baba evi) taşıyandır.
Abdullatif Şener, “Türkiye’de siyasette boşluk bulunduğunu ve halkın aradığı siyasi yapıyı oluşturmaya karar verdiğini” söylese de, halk onun bu tavrını küskün gelinin yaptığına benzetecektir.
Hali hazırda oluşan algı da bu yöndedir.
Abdullatif Şener, AK Parti içinde çok kilit bir noktadaydı. Hükümette de Başbakan Yardımcısı pozisyonundaydı. Madem kendisini o yapıdan ayıracak kadar işler kötü gidiyordu niye hiç muhalefet etmedi, durumu düzeltmek için niye savaşmadı da çekip gitti?
Muhalefet yapsa, savaşsa ve güçlü tezler ortaya koysaydı belki ayrılmasına hiç gerek kalmazdı.
Hani diyelim “despotik”, değişime kapalı bir yapı var o zaman o da daha öncekiler gibi yapardı.
Mesela Bülent Ecevit, mesela Recep Tayyip Erdoğan gibi…
Ecevit yıllarca İsmet İnönü’ye karşı muhalefet etti.
Ama nerede? Yapıdan ayrılıp dışarıda değil, evde kalıp hanenin içinde dişe diş bir muhalefet etti ve “Milli Şef” otoritesi gibi sarsılmaz bir kayayı yerinden ederek CHP’nin başına oturdu. Başardı…
Sonra…
CHP’nin yapı olarak bazı şeylere tam müsait olmadığını anlayınca da ayrılıp kendi partisini kurdu, halk yine büyük bir teveccühle peşinden gitti.
Çok uzağa gitmeye de gerek yok aslında…
Recep Tayyip Erdoğan ve arkadaşları nasıl yaptı?
Ki bunların içinde Abdullatif Şener de vardı…
Necmettin Erbakan siyasi yasaklı duruma düşünce, Recep Tayyip Erdoğan ve arkadaşları bir süre Recai Kutan’ın liderliğinde devam etti.
Fakat baktılar olmuyor, Erbakan’dan yapıyı daha güçlü kılmak için görev talebinde bulundular.
Olmayınca da kendi doğrularında ısrar ettiler bir süre… En sonunda parti başkanlığı için yarışa girdiler, yarışta da olmayınca…
Sonra çıkıp AK Parti’yi kurdular ve halk da oların peşinden gitti.
Geride bıraktıkları arkadaşları onları istediği kadar “davaya ihanet” ile suçlasalar da dışardan bakanlar şu hakkı teslim etti: Onlar için artık o evden ayrılıp kendilerine yeni bir ev açma vakti gelmişti…
Peki Abdullatif Şener böyle mi yaptı?
Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde muhalefet Recep Tayyip Erdoğan’ın önünü kesmek için Abdullatif Şener adını gündeme getirdi, o buna hiç karşı çıkmadı ve bu suskunluğuyla, Erdoğan dışında bir ismin gündeme taşınmasına kapı araladı.
Cumhurbaşkanlığı ve 22 Temmuz sürecinde kendisinin de Başbakan Yardımcısı olduğu AK Parti iktidarı “irticacı” olmakla suçlandığı dönemde o çıkıp, “Şarabın tadını bilmediğini ancak şaraptan iyi anladığını” anlatıyordu.
Laik kesim başörtüsü sorununa dışarıdan düğüm atmak için uğraşırken o onların eline ipin ucunu vermekten hiç kaçınmadı ve, “Eşim ilk tanıştığımız dönemde eğer başörtülü olsaydı belki de evlenmezdim” mealinde ilginç sözler sarfetti.
Cumhuriyet Mitingleri adında, “sol muhalefet kılıfı” altında darbe için sivil zemin hazırlanmaya çalışıldığında o çıkıp, tam da meydanları dolduranların yeniden popüler bir ikon olarak kullandıkları Deniz Gezmiş ve solculuktan bahsediyordu.
Sonra…
22 Temmuz seçimlerinde, 27 Nisan e-muhtırasıyla büyük bir darbe alan kendi partisini yalnız bıraktı.
Ve kendisine soranlara da akademik yaşama geri dönmek istediğini ve kitap yazmak istediğini söylüyordu.
Ergenekon soruşturması kızıştığı süreçte darbeden bahsediliyordu. Darbe olacak, Recep Tayyip Erdoğan siyasi yasaklı olacak ve AK Parti’yi oluşturan taban da ikiye bölünecek, Erdoğansız yeni bir siyasi hareket başlatılacak yönünde senaryolar iyice ayyuka çıktığı dönemde...
Bir de baktık ki Abdullatif Şener ortaya çıktı.
Hani üniversitede ders vermek istiyordu, ne oldu peki?
Türkiye’de siyasette boşluk varmış ve kendisi de halkın aradığı siyasi yapıyı oluşturmaya karar vermiş de…
Tam da darbe ve AK Parti’nin bölünmesi senaryolarının konuşulduğu bir dönemde, Abdullatif Şener Yeni Oluşum Hareketi (YOH) adı altında bir hareket başlattı.
Abdullatif Şener’in başlattığı bu hareketin, Ergenekoncuların uygulamaya koyduğu bu senaryonun bir parçası olduğunu söylemek zordur ama...
Aması da var işte...
Belki de zamanlama açısından büyük bir talihsizlik yaşamıştır, bilemeyiz ki…
Özetle...
Görüldüğü gibi Abdullatif Şener, işe yanlış yerden başlamıştır. Tıpkı evi terk eden küskün gelin gibi…
Türk halkı onun peşinden gider mi, YOH kardeşim gitmez, hiç sanmıyorum yani…
Şener’in en büyük umudu sanayi ve ticaret odalarından destek almaktı. O da hüsranla sonuçlandı, TOBB destek vermedi.
Geriye bir tek Sinan Aygün kaldı. O da Şener'le yan yana, kurdela kesiyor şimdilerde...
Biliyorsunuz Sinan Aygün, DYP ile ANAP’ı bir araya getirecekti sözde…
Ne oldu?
İkisi de perişan oldu.
Durum pek de parlak değil yani...
Şener bakalım ne yapacak? Seçimlere burada bir şey kalmadı…
Bu arada başa dönersek eğer…
Abdullatif Şener de AK Parti karşısında güçlü bir alternatif olamayacaksa o zaman Anayasa Mahkemesi’nin verdiği bu karar kimi şanslı kılmıştır.
Başörtüsü, katsayı gibi adaletsizlikleri ortadan kaldıracağını söyleyen Saadet Partisi’nin (SP) bir şansı var mı?
Yoksa bu şansı sürpriz bir parti mi kullanacak?
Öyleyse o parti hangisi?
Bu sorunun yanıtı bir sonraki yazıda...