Altınportakal Film Festivali 45. yılını da geride bıraktı.
Yurtdışındaki festivallerden biraz daha faklı olarak çokça tartışmalı, çokça tantanalı.
Uluslar arası birbirinden değerli ve popüler konukların da etkisiyle basının da sık sık yer verdiği Altınportakal’da bu sene önceki yılların aksine ödül alan yapımlar ve sanatçılar hayli çeşitlilik arz etti. Oscar yolundaki Nuri Bilge Ceylan’ın Üç Maymun filmi sadece en iyi özel efekt dalında ödül alabilirken, Pazar Bir Ticaret Masalı filmi en iyi film dahil birkaç dalda daha ödülü göğüsledi.
Derviş Zaim En İyi Yönetmen ödülünü alırken, önceki yıl büyük bir sürprizle en iyi kadın oyuncu ödülünü alamayan Nurgül Yeşilçay bu sene bir hayat kadınını canlandırdığı Vicdan filmindeki rolüyle En İyi Kadın Oyuncu ödülüne layık görüldü.
Geçen yıl Sezen Aksu'nun konser sırasında oyunculuğuna övgüler yağdırmasına rağmen ödül alamayan Nurgül Yeşilçay, “Sezen Aksu’nun övgüleri jüride ters etki yarattı” diyerek ödül alamamasının verdiği öfkeyle tepkisini "Yerim portakalını" şeklinde dile getirmiş, jüri üyelerini ve yarışmanın sistemini eleştirmişti.
Yeşilçay bu sene de ödülden yana ümitli değildi ki ödül törenine saatler kala Paris’e tatile gitmek üzere yola çıkmış son anda aldığı ödül haberiyle de rotasını Antalya’ya doğru kırmış. Ödül töreni sırasında ödülü bütün kadınlar adına aldığını ifade eden sanatçının “yıllardır beklediğim ödül bu muymuş sözleri” jüri ise üzerinde soğuk duş etkisi yarattı.
Elbette bütün bu haberler bu haliyle bir festivalin ardından yapılan yarı magazinsel haber olmaktan öteye gidemiyor. Ancak şu kadarı var ki, olay sadece üç günlük beş günlük bir magazin malzemesi olmaktan çok uzak.
Öyle ya da böyle 45 yıldır bu ülkede sanat adına üretilen ürünlerin görücüye çıktığı,
iyisiyle kötüsüyle puan aldığı, yarıştığı bir festivalde elbette algılar farklı, duygular farklı, kültür, inanç her şey farklı. Her şeyin farklı olduğu bir ortamda aynı sonuçlara herkesten evet çıkması da neredeyse imkansız. Bununla birlikte yine de ortak bir takım noktalar yakalamak elbette mümkün fakat bu bile her zaman mümkün olmayabilir.
Hele de sanat gibi son derece öznel ve görece bir şeyse tartışılan. Bu noktada çıkan sonuçları da bu minvalde değerlendirmek gerek. Tam burada Nurgül Yeşilçay’ın tavrı ise büsbütün bir sanatçı duyarlılığından uzak, son derece popülist ve de en basit deyimle yüzeysel olarak fazlasıyla göze batıyor. Eskimeyen sanatçılarımızın tutum ve davranışlarına birazcık yakından bakıldığında onları büyük, ulaşılmaz ve de sanatçı olmalarını sadece yaptıkları film adeti ve aldıkları ödüllerle ölçmek imkansız. Onları öyle yapan mutlaka ki bu sanatçı duruşları ve olgun tavırlarıydı.
Bugünün oyuncularında ise bir, artık oldum ben, süperstarım tavırları onları en iyi rolleri kapsalar da, en bol ödüllü filmlerde oynasalar da bir yerde yaya bırakıyor.
Ne kadar ödül alırsan, film çekersen, festival festival dolaşsan da, halkın gözünde yıldız olmak için önce efendi, önce ağırbaşlı, önce mütevazı olmak gerek. Yoksa böyle önce laf atıp, küçümsediğin portakalı yedirtirler adama. Nedir, beğenemedin mi yoksa, ekşi mi geldi?