28 Şubat Türk siyasi hayatında birçok dengeyi değiştirdi.
Siyasi yelpazeler yeniden şekillendi. O postmodern darbe aslında, eski tarz siyasetçi ile eski tarz siyaset tarzının da bittiği süreçti.
Bitenler kimlerdi?
Demirel, Ecevit...
Daha önce birkaç kez darbe ile gidip gelmiş siyasetçilerden biri olan Demirel, en büyük siyasi rakibi olan Erbakan'ın siyaseten bitiş kararını imzalarken aslında kendisini de bitiriyordu.
Onun yaptığı bir nevi kamikaze saldırısıydı.
O Erbakan değil miydi, Adalet Parti'nin (AP) temsil ettiği demokrat/muhafazakar siyasi yapıyı bölmesi için İsviçre'den davet edilip (Demirel taraftarlarının iddiası buydu) siyasete atılan... Ve gelip başarmıştı da bunu, değil mi?
Demirel, gücünü zaafa uğratan en sıkı rakibine karşı neden böyle bir final şansını kaçırsındı ki?
O final Demirel'i siyaseten bitirdi, Erbakan'ı da fena halde savurdu.
Ecevit de, sosyal demokrat olarak sürdürdüğü siyasi çizgisini "ulusalcı" bitirmek gibi kötü bir finalle noktaladı.
Yıllarca karşı karşıya siyasi mücadele yürüttüğü milliyetçi/sağ siyasi blokla kaolisyon kurdu. Ve ölürken solcu bir sosyal demokrattan çok ulusalcı, yaşlı ve kariyerini sonlandırmış bir şahin gibiydi.
Sonra...
28 Şubat'ın yeniden şekillendirdiği siyasi yapı Türkiye'nin kaderinde rol oynamaya başladı.
Demirel, Cumhurbaşkanlığı görevi sona erdikten sonra bir ölüden (DP-DYP), yeni güçlü bir diri yaratmak için perde arkasından birtakım atraksiyonlar gerçekleştirdi ama bunlar da tutmadı.
Ve Demirel, sağcı/muhafazakar bir demokrat olarak başladığı siyasi kariyerini, "Başörtülüler Arabistan'a gitsin" ve AK Parti (Ve kimi zaman demokrasi açısından da tartışmalı) ve demokrasi karşıtı sert muhalefet içeren söylemleriyle farklı bir yöne evirdi.
Ne kadar hırs yaparsa yapsın tek başına yaptığı muhalefet başarılı olamadı.
O da aslında önemli bir aktörü olduğu 28 Şubat'ın, eski tarz siyaset ve eski siyasetçi devrini kapatan bir milat olduğunu kabullenememin faturasını bu şekilde ödedi.
Peki ya Erbakan?
Erbakan darbeyle iktidardan uzaklaşmış bir lider olmak yetmezmiş gibi kayıp trilyon davasıyla yıllarca siyasi yasaklı olarak bir köşede bekledi.
Ve uzaktan dizayn etmeye çalıştığı siyasi çizgisi bölündü, saftan ayrılan gençler başarılı oldu, geri kalanlar ise...
Onlar maalesef yüzde 2.5'ta kaldı.
Çünkü 28 Şubat, onların devrini kapatmıştı.
Ama Erbakan bunu kabullenemedi.
Dizinin dibinde yetişen gençler, onun ortaya attığı siyasi projelerle iktidar oldu, o ise ısrar ettikçe eridi.
28 Şubat'ın çizdiği kadere uygun bir pozisyon çizseydi daha farklı olurdu belki de...
Ve şimdi...
Erbakan, aslında yıllar önce yapması gerekeni şimdi yaptı ve "genç siyasetçiye" geçit verdi, Numan Kurtulmuş başa geçti.
Peki bu yeterli mi?
Değil elbette...
Numan Kurtulmuş'un Saadet'in başına gelmesi tek başına yeterli değil...
Kurtulmuş, sahip olduğu birikimle üzerine aldığı sorumluluğu en iyi şekilde taşıyacaktır.
Bunda hiçkimsenin kuşkusu yok. Sayın Kurtulmuş, şuan Türkiye'de açılım sağlama potansiyeli en yüksek olan lider adaylarından biridir.
Ama...
Siyasette önemli olan sizin bu potansiyeli nasıl kullandığınızdır.
Kurtulmuş için önümüzdeki yerel seçimler önemli bir fırsattır.
Bunu kendi lehine kullanarak, Türk siyasetini yeniden şekillendirecek çok önemli atraksiyon sağlayabilir.
Çünkü Türkiye'de siyasi tıkanmışlığın önünü açacak, dinamik, etkili ve yapıcı bir muhalefet eksiği vardır.
Peki Sayın Kurtulmuş ne yapmalı?
Biz ne yapmaması gerektiğini yazalım:
1- Milli Görüş Lideri Necmettin Erbakan ve arkadaşlarının (Recai Kutan ve Şevket Kazan), 28 Şubat sonrası süreçteki en büyük handikapları geçmişe takılıp kalmaları olmuştur.
28 Şubat, daha önce de dediğimiz gibi bir devri kapatan bir milat oldu. Eskinin birikimi üzerine yeni bir gelecek inşa etme çabası olanlar başardı, geçmişe takılıp kalanlar ise başarısız oldu.
Erbakan, 28 Şubat sonrası seçim çalışmalarında ve sonrasında hep iki dönemi anlatıp durdu.
1- Ecevit-Erbakan dönemini...
2- Erbakan-Çiller dönemini...
Sayın Erbakan, geçtiğimiz günlerde bile 1974'te gerçekleştirilen Kıbrıs çıkartmasında Bülent Ecevit'in değil, kendisinin büyük katkısını olduğuna işaret ediyordu.
Yıl 2008...
Kim artık ne yapsın 1974'ü?
O olay artık tarihte kaldı. Ve tarih yazılmaya başlandığı gün herkesin hakkı teslim edilecektir. Geçmişin başarısından hak talep etmek ne kadar doğru bir stratejidir acaba?
İkinci bir husus da Refah-Yol iktidarı dönemi ile ilgili anlattıkları...
Sayın Erbakan, AK Parti hükümetini bile eleştirince Refah-Yol iktidarı döneminin başarısıyla eleştiriyordu.
O süreçle ilgili akıllarda kalan tek şey 28 Şubat post modern darbesidir.
O kararlara imza atan Sayın Erbakan'ın kendisiydi. Şevket Kazan, uzunca bir süre neden o kararlara imza attıklarını izah etmeye çalıştı, kitaplar yazdı. Söylenen ve yazılan hiçbir şey, o MGK kararlarına kendilerinin imza attığı gerçeğini değiştiremedi.
Bir de İsrail'le yapılan anlaşmalar var elbette...
Halk sizi yaptıklarınızla yargılar.
Yaptıklarınız yapmanız gerekenler ise olumlu, yaptıklarınız yapmamanız gerekenler ise olumsuz karşılık verir.
Halk yapılanları unutmaz. Ama en unutmadığı şey genelde, yapmamanız gerektiği halde yaptıklarınızdır.
İşin espirisi burada gizli aslında...
Durum bundan ibaretken sizce feedback yapmak size ne kadar yarar sağlar?
Erbakan ve arkadaşları ne vakit, Refah-yol iktidarını anlatsa, onları dinleyenlerin belleklerinde hep aynı fotoğraf canlandı: 28 Şubat kararlarına atılan imza ve İsrail ile yapılan antlaşmalar...
Size dair olumsuz imajları, negatif algılamaları hatırlatan feedbackler en basit tanımla kendi kendinizin ayağına kurşun sıkmaktır.
Kimse AK Parti'nin 22 Temmuz öncesinde yaptığı atılımları konuşuyor muydu?
Konuşuyordu elbette...
Duble yollar, hastaneler, eğitimde yapılan yatırımlar vs...
Ama bunlar bir hükümetten beklenen şeylerdir. Bir hükümet başarılı olmayacaksa neye yarar ki?
Fakat en çok konuşulan şeylerden biri de şuydu: Bu hükümet, 27 Nisan e-muhtırasına karşı dik durdu.
Ve bu dik duruş onların seçim galibiyetindeki en büyük kozlarından biri oldu.
Eğer AK Parti de, yaptığı onca icraatlere karşı yapmaması gereken bir şey yapsaydı (e-muhtıraya karşı dik durmasaydı) emin olun halk bütün o yapılanları unutur, AK Parti'yi bu yapmaması gerektiği halde yaptığı şeyle değerlendirirdi.
Ama daha önce yapılan hataya düşmemeleri onları Saadet Partisi (SP) ile yapılan karşılaştırmalarda hep bir adım öne taşıdı.
Dolayısıyla Refah-Yol iktidarının icraatlarını anlatıp durmak ve halkın dikkatini o döneme çekip buradan hareketle siyasi bir ikbal beklentisine girmek doğru bir strateji değildir.
Sayın Kurtulmuş ve stratejistleri/danışmanları umarım bunu görür.
Geçmiş önemlidir. Ama bugün ve yarın daha da önemlidir.
İyi bir siyasetçi geçmişten aldığı güçle, bugünü, güçlü bir yarın inşa etmek için en iyi şekilde değerlendiren kişidir. Geçmişe takılıp kalan değil...
Halk sizi bugünle değerlendirir. Yarına dair umut veriyor musunuz, vermiyor musunuz?
Bütün mesele budur!