![]() |
|
Medyadaki ve Medyahane’deki son yazımı bundan dört ay önce yazmıştım. Bugüne kadar yazmamış olmayı dört ayda değişen hiçbir şeyle, ya da değişmeyen bir sürü hiçlikle gerekçelendirmek çok mümkün.
Değişen şeyler de var elbette.
Örneğin aklı ayrı, başı ayrı yönde giden,
Sözüyle ifade etmek istediğini ağzına bir türlü yakıştıramayan,
Sistem tarafından iplenmemiş, kayda değer bulunmamış meccani bir Ergenekoncunun, değişen ufkunu ve onun “atıl fayda” potansiyelini tecime tahvil edişini işleyebiliriz.
Büyük Türk sanatçısı Ajdar’ın “Hiçbir programa parasız çıkmam” prensibinden mülhem aklı başına gelen Nihat Genç’in ertelenmiş evrimi iyi bir misaldir mesela.
Geri kalan kısmı son yazımda “Her darbe ve muhtıra sonrası siyaset yapmayı kendine vazife edinen emekli paşalar, zemin eşeleyip damarları kurcalıyor. Parti kurma hayaline sponsor arayan paşalar bodrum katlarda siyaset, iletişim ve imaj dersleri alıyor.”cümleleriyle ifade ettiğim ve kısa süre sonra ortaya çıkan Emekli Paşa Osman Pamukoğlu’nun adı dahi henüz anlaşılmamış siyasi partisi.
Dolar ve Yüro’nun piyasaya kıç attıran ereksiyonel tırmanışı küresel bunalıma bağlanabilir ancak “hamdolsun TOKİ”mizle buna karşı direnmemiz Tanrı Dağı kadar Müslüman oluşumuzla yakından alakalıdır.
Görgüsüz ve zonta PKK itirafçısı MURO’nun insanın yüreğindeki sevgiye lanet ettiren ve sinema dediğimiz sanatı murdar eden filmini eleştirmenlere bırakmak lazım. Polat’ın klozet deliğinden kaçamayışını da suları kesik bir memlekette rezervuarı bozuk bir sifona sormak lazım.
Hasılı, pastoral efendilik ve zonta bilgelikle siyaset eden görgüsüz oligarşinin, adına hükümet dedikleri haşne fişnelikleri süpürülebilecek tüm lağımları tıkadı. Koca İstanbul’u lağıma, güzelim insanlarını da kubur sıçanına çeviren dünkü yağmur, yani tanrının çektiği sifon, halefinden selefine, cinsine cibilliyetine rahmet okuttu bu siyaset soytarılığının.
Bedri Rahmi de olmasa en az üç dili konuşamayacak ve en az üç dilde “seni seviyorum” diyemeyecektim belki ama küfretmeyi kal-u beladan ruhuma işleyen melamet ahlakınca her dilde ve kusursuz, tecvidiyle ve mahreciyle dümdüz gidebiliyorum.
Şimdi bu ülkeye, her dilde olmasa da en az üç dilde (Başbakan Kızmasın ama mümkünse biri Kürtçe) “seni seviyorum” demeyi öğretecek bir siyaset lazım.
Şeytanın üzerine taharet ettiği; Kin, intikam, darbe ve diskur geleneğiyle lanetli bir külliyeye dönüşen siyasetin, insanına kubur faresi muamelesi yapan o ahlaksız tabiatına da tanrının sifonu gerekli.
Bunu hangi el çeker bilinmez. Ama şeytanın bu kadar bol ve çeşitli olduğu bu ülkede dest-i kudret girmeli devreye.
Ergenekon ya da Susurluk gibi Fasa-fiso heyula ör-gütlerle alıp veremediğimiz yok biz masum ve mahcup vatandaşlar olarak. Rantı paylaşamayan güç odaklarının kendi hesaplaşmaları şimdilik bize bulaşmasın…
O kadar büyümeye rağmen bir litre ayçiçeği yağını yedibuçuk milyona alırken bir tarafı kabak çiçeği gibi açılan biz vatandaşlar, (yönetim diliyle) daha reel ekonomik ve politik icraatlarla alakadarız.
PKK militanlarının çektiği kısa metraj Aktütün Filminin Cannes’da en iyi kadraj ödülüne aday gösterilmesi, bir terör baskını olarak değilse bile sinematoğrafik bir başarı olarak değerlendirilse ne yazar. Vız gelir tırıs gider bize.
Sivil Paşa Başbakanımızla ve hamdolsun TOKİ mizle mukavvim bir ekonomiye sahibiz. Bunu yadsımak nankörlüktür ama “yaşadığı her kahrı lütuf, çektiği her çileyi ihsan belleyen” yurdumun aziz yurttaşlarının figüran olarak oynadığı bu haileyi görmemek istibra taşından tesbih dizmek kadar yaratıcı bir Müslümanlıktır.
Geçtik Müslümanlığı da…
Aynı masada buluşup iki gencin izdivacına şahitlik yapan Doğan’
İki hayırlı haber verebilirim mesela.
Biri ANAVATAN daki yeni nesil siyaset ve diğeri SAADET teki asrın ihtilali…
ANAVATAN’a Salih uzun seçildi.
Genç, Birikimli, dinamik…
Eli yüzü düzgün. Hep profilden uzaklara bakar gibi poz veren derinlikli bir yapının temsili duruşu…
Mesut Yılmaz’dan İcazet, Erkan Mumcu’dan destek, delegelerden oy alarak Dünkü Kongrede Genel Başkan seçildi.
Erkan Mumcu gibi siyaset yaparsa Kendi şahsı Kaybeder.
Kendi siyasetini yapabilmesi için çok sadeleşmesi ve ufuklara değil bizzat önüne bakması gerekir. Önüne baktığında da okunacak bir şeyler olmalı en sadesinden. Etrafındaki genç ve birikimli arkadaşlarından azami istifade etmeli. Abdülbaki Mert gibi siyaseti nefesinden koklayan sakin ve zinde bir beyni, Erkan Seçkin gibi Anadolu’nun kokusunu kocaman ciğerinde taşıyan bir teşkilatçıyı fonksiyonel değerlendirmeli. Bu bir tavsiyedir, Türk siyasetinin geleceğine dair.
Saadet Partisine Prof. Dr. Numan Kurtulmuş seçildi.
Gerçi silsilenin tabii tezahürüydü bu. Onun için seçildi demek sadece YSK nın formatına riayet etmek olur. Getirildi. Daha doğrusu geldi…
Bugüne kadar hep sabırla ve erdemle arkada yürüdü. Ama yürürken hep önüne baktı. Okuduklarından çok daha fazlasını yaşayarak öğrendi. Siyasetteki doğrunun ve yanlışın arasına çekilen o müphem şeridi çıplak bir gözle gönül penceresinden gördü.
Arkada yürüdü ama hep önüne baktı. Ve baktığı şeyi önünde buldu.
Siyaset yapacağım diye kendi ayaklarına sıkan, handiyse son dönemde Ergenekon’a duahanlık yapan o Ceride-i Felaket…
Milli olan her şeyin evrenselliğe kapalı olduğunu ve iç içe bir siyon yıldızı gibi kendiyle kenetlendiğini Numan Hoca bilir de, bilmem sandık mücahidleri (Müşahid değil) kabul eder mi?
Numan Hocanın ağırbaşlı siyasetini ümit edip Salih Uzun’un soyismine yakışır bir şekilde uzun olmasını arzuladığım dinamik siyasetini de önemseyerek yeni bir iklime girdiğimizi düşünüyorum.
Bence bundan sonra “Saadet… sürur-i siyaset”, “Anavatan dirilişe namzet” bir parti olmalı.
Aksi halde Bedri Rahmi Eyüboğlu’na müracaatım re’yi haktan olacaktır.
Ne mi demiş Bedri Rahmi;
“En azından üç dil bileceksin
En azından üç dilde
ana avrat dümdüz gideceksin
en azından üç dil bileceksin
en azından üç dilde düşünüp rüya göreceksin
en azından üç dil
birisi ana dilin
elin ayağın kadar senin
ana sütü gibi tatlı
ana sütü gibi bedava
nenniler, masallar, küfürler de caba
ötekiler yedi kat yabancı
her kelime arslan ağzında
her kelimeyi bir bir dişinle tırnağınla
kök sökercesine söküp çıkartacaksın
her kelimede bir tuğla boyu yükselecek
her kelimede bir kat daha artacaksın
en azından üç dil bileceksin
en azından üç dilde
canımın içi demesini
kırmızı gülün alı var demesini
atın ölümü arapadan olsun demesini
keçiyi yardan uçuran bir tutam ottur demesini
İnsanın insanı sömürmesi
rezilliğin dik âlâsı demesini
ne demesi be
gümbür gümbür gümbürdemesini becereceksin
en azından üç dil bileceksin
en azından üç dilde
ana avrat dümdüz gideceksin
en azından üç dil
çünkü sen ne tarih ne coğrafya
ne şu ne busun
oğlum mernuş
sen otobüsü kaçırmış bir milletin çocuğusun ”

