![]() |
|
Ankara’daki devrim muhafızları, gizil güç odakları, siyaset taşeronları tam bir fesat kumkuması içinde yeni dönem siyasetini dizayn etmek için borsanın kapanış saatlerine denk gelecek olan bir kapatma davasının sonucuna kilitlenmiş durumda.
Mütekait paşalar, sabık konsoloslar, devrik bakanlar ve onlarla iş tutan kleptomanyak zübükler, hâkim kargaşadan murat ettikleri ortamı yakalamanın fırsatını kolluyor.
Tüm bunlar, ses taşıyan rüzgârlardan emin, kuytu mekânlarda iplik iplik örülürken görünmeyen ellerin kime şefkat, kime meşakkat getireceği her kes için muamma.
Bürokratlar tedirgin
Siyasetçiler sinirli,
Medya arsız,
Yargı mahkûm,
Asker rahatsız,
Halk kuşkulu,
Sermaye kararsız,
Muhalefet fırıldak,
İktidar çatlak…
Kısacası, görünen her şey yolunda olsa bile aslında güme gidiyor tepetaklak.
Orta oyuncuların neredeyse tümü hangi kanattan nereye sızacağının bilincini yakalayabilmiş değil.
Cumhuriyetin ilk 20 yılına geri dönüş özlemiyle hırçınlaşan söylevci muhalefetin açıktan ve utanmadan dayattığı “monarşik demokrasi” ve “totaliter cumhuriyet” özlemi, büyücü kazanlarında katıksız kaynatılıyor.
Nefesi barut kokan generallerin torunları ile smokinli operet paşaları arasındaki asimetrik çatışma yüksek yoğunluklarla devam ederken medya, “ağlama duvarı” ile “Aksa Mescidi” arasındaki müphem bir çizgide imansız ve kararsız bir duruşla ehli Araflığını muhafaza etmeye çalışıyor.
İktidar akreditasyonu ile bir günde medya karteline sahip olan yayın kuruluşları, kendi eliyle temsilciliğe getirdiği adamı, bir başka iktidarın eliyle görevden almayı tereddütsüz ve adiyeden bir davranış olarak sergiliyor.
Her darbe ve muhtıra sonrası siyaset yapmayı kendine vazife edinen emekli paşalar, zemin eşeleyip damarları kurcalıyor.
Parti kurma hayaline sponsor arayan paşalar bodrum katlarda siyaset, iletişim ve imaj dersleri alıyor.
Beyinler kuşatılmış ve tüm istihbarat kayıtları tek tek gözden geçiriliyor.
Oyun kurucular, tutmayacağını bilse bile maya çalacak göl bulamıyor.
Siyasette lider arayışına çıkanların geçtiği güzergâha her gün yeni birileri çıkarak keşfedilmeyi bekliyor.
Kısacası ülke bir cendere içinde kıskıvrak soluklanıyor.
Herkes aynı dili kullandığı halde kimse aynı dilden konuşmuyor.
Ve konuşulacak, yazılacak, küfredilecek o kadar çok şey var ki…
Ama Cemil Meriç’in dediği gibi “Konuşabileceklerimin hepsi dilsiz. Dilimi konuşanlarla da konuşacak hiçbir şeyim kalmadı”
Birileri borsanın kapanış saatlerine denk gelen bir kapanış konuşması yaparken, söylediği her söz altyazıda flaş olarak geçerken, biz birilerine içimizden küfredip yüzlerine karşı yazmak için bir kalemin ucunu sivriltiyor olacağız.

